YETKİN İŞGÜCÜ PARADOKSU

YETKİN İŞGÜCÜ PARADOKSU

YETKİN İŞGÜCÜ PARADOKSU

Son günlerde BT sektöründen orta veya üst düzey yöneticilerle yaptığımız sohbetlerde “Yetkin yazılım uzmanı bulamıyoruz.” cümlesini çok sık duymaya başladık. Yöneticiler görüşmeye gelen adayların yapılan teknik mülakatları geçemediğini ve onlarca görüşmeye rağmen kriterlerine uygun bir aday bulamadıklarını dile getiriyor. Hatta bu nedenden dolayı projelerini Hindistan, Pakistan gibi ülkelerdeki firmalara yaptırmak zorunda kalan firmalar olduğunu duyuyoruz. Bu durum ülkemiz adına oldukça üzücü ve BT sektörünün geleceği açısından bir o kadar riskli.

Ülkemizde pek çok üniversitede bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, bilgi teknolojileri, yönetim bilişim sistemleri gibi lisans ve yüksek lisans programları altında BT sektörüne yönelik işgücü yetiştiriliyor olmasına rağmen firmalarımız neden işe alımda bu denli zorlanıyor?

Bu noktada pek çok üniversitemizde öğrencilere iş hayatına atıldıklarında karşı karşıya kalacakları “gerçek dünya” problemlerinden bahsedilmiyor olmasını çok önemli bir eksiklik olarak görüyoruz. Derslerde çoğunlukla hemen her kitapta standart haline gelmiş örnekler üzerinden gidiliyor ve öğrencilere öğrendikleri bilgileri iş hayatında nasıl kullanabileceklerine dair bir vizyon ortaya koyulmuyor. Örneğin, üniversitelerimizin hemen hepsinde nesne yönelimli programlama meyveler veya hayvanlar üzerinden, rekürsif fonksiyon kavramı faktöryel hesabı üzerinden anlatılıyor. Ancak öğrenciler mezun olup iş hayatına atıldığında onları faktöryel hesabı veya meyve/hayvan sınıflarının oluşturulmasından daha kompleks problemler bekliyor.

Elbette bu konuda sadece üniversiteleri ve eğitim sistemini eleştirmek doğru değil. Üniversiteden mezun olduktan sonra “yeni mezun” sıfatı ile iş bulmuş bireylere firmalarımızın da mesleki gelişim için yeterli desteği vermediğini görüyoruz. Pek çok firmada projenin yapılmış olan plana uygun bir şekilde geliştirilmesi ve hedeflenen tarihte “canlı” ortama alınması bireylerin gelişiminden daha önemli olarak görülüyor. Sektördeki yazılım uzmanları bir proje kapsamında geliştirmiş olduğu kodun üzerinden ikinci kez geçme fırsatını veya projeyi geliştirirken kullanabileceği farklı bir teknoloji olup olmadığı konusunda araştırma yapacak zamanı bulamıyor. Firmalarımızın hemen hepsinde olan “çalışıyorsa dokunma, başımıza iş almayalım” veya “UAT tarihine kadar uygulama çalışsın da performans, okunabilirlik, yeniden kullanılabilirlik çok önemli değil” yaklaşımları, çalışanların kendini geliştirmelerinin, daha iyiyi keşfetmelerinin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında aslında firmalarımız kendi kendilerine yaratmış oldukları bu probleme sitem eder durumdalar. Dahası problemin çözümünün de kendi ellerinde olduğunun pek farkında değiller. Yaşadıkları problemin kalıcı olarak çözülmesini sağlayacak aksiyonları düşünmek ve uygulamak yerine, kolay ve geçici olan çözümü seçerek projelerini Hintli yazılım geliştiricilere teslim ediyorlar.

Diğer yandan konu hakkında umut veren gelişmeler de var. Örneğin, çevik yazılım geliştirme pratiklerini kullanan firmalarda çalışanların mesleki gelişimlerinin geliştirilen projeler kadar önemsendiğini ve bireyler olmadan “değer” üretilmesinin mümkün olmayacağı gerçeğinin net bir şekilde algılanmış olduğunu görüyoruz. Bu firmalar “yetkin eleman” aramak yerine, elemanlarının yekinliklerinin geliştirebilmelerine imkan sağlayan ortamı yaratarak “yeni mezun” olarak işe alınmış çalışanların bile hızlı bir şekilde gelişmesini ve değer üretir hale gelmesini sağlıyorlar (Bu firmaların kullandığı pratikler daha önce yayınlanmış olan bir makalede detaylı bir şekilde ele alınmıştı).

Çalışanlarının kişisel gelişimini önemseyen ve çevik yazılım geliştirme pratiklerini kullanarak onlar için gelişim ortamını yaratan firmaların sayısının artması ile sektörün yaşamakta olduğu “yetkin işgücü bulamama” darboğazının aşılacağına inanıyorum.

Onur Özcan, Agile Team Coach, ACM

ARAMA YAPIN